Migren Emarda Nasıl Görünür?
Migrenin Görünmeyen Yüzü
Kayseri’nin bozkır rüzgârları, sabahları pek de merhametli değil. Her ne kadar dağları çevrelese de, şehir merkezine girdiğinde insanın içini ürperten bir soğukluk bırakıyor. Geçenlerde yine o bozkır sabahlarından birindeydim; gözlerim kamaşmıştı, kafamda sabahın uğultusu, o hiç geçmeyen ses vardı. Beynimdeki basınç, migrenin ilk habercisi gibi, her geçen saniye biraz daha derinleşiyordu.
O gün, İstanbul’dan gelen bir arkadaşımla buluşacaktım. Birkaç ay önce sosyal medya üzerinden yazışmaya başlamıştık ve sonunda buluşma vakti gelmişti. Heyecanlıydım, çünkü nadiren büyük şehirlerden gelen insanlarla tanışma fırsatım oluyordu. Kayseri’nin sükûneti içinde, içimde bir arayış vardı; ama o sabah, belki de her şeyin başı olan o “baş ağrısı”yla güne başlamıştım. Oysa nasıl görünmezdi, değil mi? Migrenin bile gün yüzüne çıkmak için bir fırsat kolladığını hissediyorum.
İlk Sinyaller
Sıcak çayımı yudumladım, kahvaltımı yaptım ama hiçbir şeyin yolunda gitmediğini hissediyordum. İlk sinyaller, gözümün sağ köşesinde beliren kararmalarla başladı. O an içimden bir şey bana “Bu gün kötü geçecek,” diyordu. Migrenin sevimliliği de tam burada başlıyordu: Önce küçük, zararsız bir şekilde gelir. Yavaşça büyür, büyür, bir anda sizi teslim alır. O an, beynimin arka tarafında bir baskı hissettim; o bilinen, o kalıcı, o tüyler ürpertici baskı.
Telefonumu aldım, mesaj geldi; İstanbul’dan gelen arkadaşım, “Saat tam 11:00’de buluşalım mı?” diye yazmıştı. Başımı salladım, evet dedim. Ama bir şey eksikti: İçimden bir şey bana “Gitme,” diyordu. Çünkü bu ağrıyla dışarı çıkmak, o kalabalık içinde bir yığın insana karışmak, daha da zor oluyordu. Ama yine de kalktım.
Bir adım attım, sonra bir adım daha… Ayakkabımın topuğunun yerle teması, sanki kafamın içindeki vuruşlara benziyordu. O an, migrenin görünmeyen ama derinden hissedilen etkisi içimi sarmaya başladı. Adımlarım ağırlaştı, gözlerim kararmaya başladı. Ama bir yandan da, “Hayır, bugün güzel bir gün olacak,” dedim. Yani, ya olmalıydı.
Tanıdık Olmayan Bir Yüz
Kafamda yoğun bir uğultu, sanki nehrin gürültüsüne benzer bir ses vardı. Adımlarımın ritmi, bu sesi biraz daha yavaşlatmaya çalışıyordu ama bir türlü başaramıyordum. Arkadaşım parkta yürüdüğünü yazınca, ben de onu bulmak için ilerlemeye başladım. Ama her adımda bir başka engel daha ekleniyordu. Kafamın sağ tarafında bir kararmaya, bir başka deyişle aura dediğimiz o migrenin ilk belirtilerine şahit oluyordum. Her şey biraz daha bulanıklaştı, her şey biraz daha kaydı. Ama işin ilginç tarafı şuydu: Herkes etrafta öylesine mutlu ve sıradan bir şekilde yürüyordu. Hiçbiri ne hissettiğimi bilemezdi.
O anda, bu çelişkiyi içimde derinlemesine hissettim: O kalabalık içinde, başkalarının neşesiyle boğulmuşken, ben bir yandan kendi içimde savaş veriyordum. İçimdeki bu çığlıkları sadece ben duyabiliyordum. Migren, her şeyin üstünü örten, görünmeyen bir duvar gibi gelip içimi sarıyordu.
Hastaneye Gidiş ve EMAR
Kafamdaki ağrı dayanılmaz bir hale gelince, buluşma anı biraz ertelendi. Ve hastaneye gitmeye karar verdim. O an hastanenin acil kısmına adım attım; yalnızdım ve daha da yalnız hissediyordum. Ağrımın giderek arttığını hissettiğimde, içeri girdiğimde doktor bana ilk olarak EMAR çekileceğini söyledi.
EMAR… Bir an, bu kadar teknolojinin, bu kadar imkânın olmasına rağmen, içimi kemiren bu belirsiz ağrıyı bir türlü çözebileceğinden emin olamamıştım. Nedenini bilemediğiniz bir acıyı yaşamak zor olsa da, en azından bir görüntüde anlam bulacak olması biraz da olsa rahatlatıcıydı.
Sonrasında EMAR’a girdim. Cihazın içindeki o ses, kulağımı rahatsız etmeye başlamıştı. Ama daha önemli bir şey vardı: Bu çekilen görüntülerin bir anlamı olacak mıydı? Acaba migrenimi, kafamdaki o korkunç sancıları gerçekten görselleştirebilir miydi? EMAR’ın içinde sabırlı bir şekilde beklerken, kafamda bu sorular dönüp duruyordu.
Migren Emarda Nasıl Görünür?
Birkaç gün sonra, EMAR sonuçları geldi. Gösterilen beyin tomografisi, bana her şeyin normal olduğunu söyledi. Biraz şaşırdım ama bir o kadar da rahatladım. Sonuçlar netti ama acıyı nasıl tanımlayabilirdik? EMAR, migrenin “görünmeyen” yüzünü tam olarak yansıtamayabilirdi. Ancak ağrıların beynin hangi bölgelerine baskı yaptığını, sinirlerin nasıl etkilendiğini görsel olarak gösteriyordu.
Migrenin bir baş ağrısından öte olduğunu anlamak, hissettiklerimi kelimelere dökmek gibi bir şeydi. Gözlerimdeki ışık hassasiyeti, kulaklarımda çınlayan sesler, beynimdeki çırpınan dalgalar – bunlar bir görüntüde yer bulabiliyor muydu? Cevap aslında basitti: Evet, ama sadece bir kısmı. Migrenin tamamı, hâlâ görmeden hissedilen bir şeydi.
Bir Sonraki Gün
İstanbul’dan gelen arkadaşımla buluşmaya ertesi gün devam ettim. Ama içimde, bir sonraki saldırıya ne zaman yakalanacağım düşüncesi vardı. O kadar alışmıştım ki bu ağrıya, migreni tanıyan biri gibi hissediyordum. Her ne kadar sonuçlar gösterse de, her şeyin yolunda olduğunu söylese de, aslında bir türlü iyileşemedim. Migren bir şekilde varlığını hissettiriyordu. Bazen doktorlar bile bu sancının gerçekten “görünmeyen” yönlerini tam anlamıyordu.
Ama bir şey daha vardı: Bu sancılara alışmak, onlara karşı bir direnç geliştirmek, bazen insanı daha güçlü kılıyordu. Migreni kabullenmek, sadece bir baş ağrısının ötesinde bir şey olduğunu kabul etmek demekti.
İşte o zaman fark ettim: Gösterilen, açıklanan her şeyin bir yüzü vardı; ama geriye kalan her şey, her duygunun, her sancının arkasındaki hikâye, sadece benimle kalıyordu. Migrenin görünmeyen yüzü, bazen daha güçlü, daha derin bir şekilde hissediliyordu.